İtalya&Almanya Gezi Notları

Daha fazla hatırımdan çıkmadan kısacık notlar yazacağım. Notların hepsi ocak sonu şubat başını kapsayan notlardır, yani kış dönemi hatta ve hatta liselilerin 15 tatili için geçerlidir. 2017 yılı kapsamındadır.

 

İtalya

Roma

Roma müthiş bir yer. Ulaşım çok kolay. Tüm şehri+Vatikan’ı rahatça gezmeniz 4 günü bulabilir. Minimum 3 gün ayrılmasını tavsiye ederim. Şehir merkezine geldikten sonra neredeyse her yeri yürüyerek gezebilirsiniz. Kısa mesafe biletler 1,5 euro ya da daha azdı. Alacağınız o kadar abuk subuk eşyanın yanında 1,5 euro çok para değil, bilet alın. Şehirde mümkün olduğunca dükkanlardan değil Afrika’lı zencilerden alışveriş yapın ve pazarlığa girin, ciddi pazarlık yaparsınız, bu İtalya’nın tüm güneyi için geçerli. İtalya’daki en ucuz magnetleri (1 euro) Roma ve Pisa’dan bulacaksınız, geri kalan her yerde ortalama 4 euro. Buradan magnet depolayın istiyorsanız. Mutlaka Roma dondurması yiyin, zaten istemeseniz de mutlaka yiyeceksiniz… İtalya genel olarak sıcak, güney tarafı daha da sıcaktır. Aşırı kalın eşya almanıza gerek yok fakat yazlık da gitmeyin. Roma’da makarna ve tiramisu yiyeceğiniz belli yerler var zaten, hepsi internette yazıyor, makarnacının adını hatırlamıyorum çünkü ben çok beğenmedim fakat tiramisucuyu unutamam. İkisi de aynı sokakta çok yakındalar zaten. Tiramisucu: Pompi.Sadece tiramisu değil envai çeşit güzel tatlı satıyor. Tiramisular 4 euro.  Evet pahalı ama kesinlikle tüm çeşitlerini deneyin, zaten biri klasik olmak üzere dört tane çeşidi var.

Vatikan

Vatikan hakkında söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Dünya’da görmeyi en çok istediğim yerdi. Vatikan çok güzel. En ufak ayrıntısına kadar her şeyi sanat. Beni kolumdan sürükleyerek çıkardılar. Tekrar gidip minimum üç gün yalnızca Vatikan’ı gezeceğim.

Napoli

Kaç kaç kaç. Çünkü Napoli çok tehlikeli, her yer hırsız dolu, ben bir daha adımımı atmam, görülecek de pek bir şey yok. Napoli’de olan iki şey var: ünlü “…çello” likörleri ve “caffe shakerato alla nocciola” kahvesi. Bu kahveyi Professore diye bir kafeden için, likörleri de fotoğraftaki dükkandan alabilirsiniz. Kahve fındık özünden yapılan buraya özgü bir kahve ve yanlış hatırlamıyorsam 1e 5 oranında aşırı fazla şeker konuluyor çünkü kendisi çok sert ve şekersiz içilemiyor. Kahve de gördüğünüz gibi fotoğrafta mevcut. Likörler için de, limoncellosu meşhur fakat ben meloncelloyu daha çok beğendim, dediğim dükkanda deneyebilirsiniz. Değişik makarnalar da alabilirsiniz böyle tatlış. Ha bir de yine Napoli’ye özgü çılgınlarcasına acı olan acı biber var, eşek şakası için birebir. Hatta Napolililer bu acıyı yedikleri için bizim Urfalılar gibi farklı bir sesleri var ve bu sesli insanlara “Napoliten” deniyor.

Pompeii

Overrated. Turla gezilmezse hiçbir şey anlaşılmaz, sadece yıkık dökük şeyler görürsünüz. Turlar genel olarak çok hızlı geçip pek bir şey anlatmadığı için yine anlaşılmayabilir. Bizim rehberimiz burası konusunda çok bilgiliydi, çoğu şey kafama yattı. Taşlaşmış insanlar çok enteresan ama her yerde değiller. Ben çok büyük bir beklentiyle gittim, çok farklı çıktı. Yine de bende uyandırdığı en güzel his, şehri dolaşırken sürekli Vezüv’ü görmekti ve bu gerçekten çok hoş.

Floransa

Ha-ri-ka. Küçücük bir şehir, her şey çok pahalı, pazarı var o bile pahalı. Ama öyle bir tarihi dokusu, öyle bir binaları var ki… Beni en çok etkileyen şey şu oldu: Şehre vardık, yine sıradan bir İtalyan şehri girişi, her yer klasik olarak tarihi binalar ve hepsi çok hoş duruyor (İtalya’nın standartı bu), neyse sokaklarda ilerliyoruz köşeyi bir döndük DONAKALDIM. Hava sisliydi, karşımda bir manzara vardı ama size o anki hislerimi anlatamam. Karşımda Piazza del Duomo duruyordu ve eser İKİ BOYUTLU gözüküyordu. Yani hem sisten hem kendisinden, bilemiyorum… Ben o an karşıma çıkan şeyden çok etkilendim çünkü gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. Gökten kocaman bir resim sayfası inmiş de birileri çizmiş gibiydi adeta. Şehrin derinlerine indikçe ve karış karış dolaştıkça yine harika başka şeyler keşfediyorsunuz. Floransa çok güzel, çok doğal, her şey olması gerektiği gibi sanki…

Toscana (Orbetello, Siena, San Gimignano, Pisa)

Toscana mü-kem-mel. Özellikle Siena ve San Gimignano hiç bozulmamış tarihi yapısıyla dikkatleri çekiyor. Gerçekten şehirler oldukları gibi kalmış, zaten İtalya genel olarak olduğu gibi kalmış ama bunlar bir başka yani.

Orbetello’yu ben gezmedim fakat gezenler memnun. Zaten Toscana’da bir yer ne kadar kötü olabilir ki…

Siena’nın ilginç bir özelliği şehrin girişinde her yerde metal vb.den yapılmış, duvarlarda, kapılarda salyangozlar görmeniz. Bunun sebebi buranın sembolünün salyangoz olması, çünkü yukarıdan bakıldığında salyangoz kabuğu gibi gözüküyor, zaten şehrin içine doğru girdikçe geçtiğiniz sokaklarda bunu hissedeceksiniz. Sürekli içe doğru yuvarlak çiziyormuş gibi. Bu kabuğun başlayıp bittiği yerde duvarda işaret var, dikkatli olursanız görebilirsiniz. Siena’da bir yerde çok güzel pizza yapıyorlar kare kare, ayaküstü yenilecek bir pizza, baya lezzetli. Fakat San Gimignano’da tüm İtalya’nın en güzel pizzasının yenildiği yaklaşık 10 kişi tarafından teyit edildi. Ne yazık ki ben kaçırmışım. O yüzden benim için İtalya’nın en iyi pizzası buradaydı. Bir de çok hoş elde boyanmış porselenler var Campo meydanında, mutlaka göz atın gerçekten etkileyici. Ben minik bir parça aldım.

San Gimignano’daki pizzacı sanırım girişte. Bu şehir ilk girdiğiniz andan itibaren çok etkiliyor. Etrafı ova/tarlalarla çevrili ve çok huzurlu/sakin gözüküyor. Sadece bakmak bile mutlu eder insanı. Yine de birkaç saate çok rahat gezilip bitirilebilecek bir yer, çünkü hiçbir şey yok. Buradan diğer yerlerde bulamayacağınız bir sürü hediyelik eşya bulabilirsiniz. Ben buradan çok alışveriş yaptım ve çok pahalı değildi. Başka hiçbir yerde olmayan hediyeler bulacağınızı garanti ediyorum, pas geçmeyin.

Pisa’da da pek bir şey yok, fakat meşhur Pisa kulesini ittiren pozlarınızı çekmek için kişi başı en az yarım saat ayırmalısınız. Kolay değil. Pisa kulesinin ordan dışarı çıkınca biz Türk grubunu görüp “geel geel akşam pazari bunlar gel” diye bizi çağıran zenci kardeşlerimizi görmek çok komikti. Türkçe’yi çok iyi konuşuyorlar, biz burada Türkçe alışveriş yaptık. Hatta girişte çoğu dükkanda Türk bayrağı asılı, niye böyle bilmiyorum. Neyse dikkatlari toplayın, işte burası tam olarak pazarlık için biçilmiş kaftan. Vaktiniz varsa tüm dükkanları gezin ve en ucuzunu bulun. İtalya’daki en ucuz yer olacağını garanti ediyorum. Bizim sınırlı vaktimiz olmasına rağmen ve çok uğraşmamamıza rağmen çoğu yerden çok daha ucuza aldık her şeyi. Eşe dosta hediyeyi burdan yapıştırın. Zaten bu tarz yerlerde yalnızca orasıyla ilgili değil genel olarak İtalya’yla ilgili hediyeler oluyor. Mesela tüm İtalya veya İtalya’nın diğer şehirleriyle ilgili magnetler, hatta Venedik maskesi bile satılıyordu. Doldurun burdan hediyeleri.

Venedik

Overrated. Bence hiçbir numarası yok. Ben hiç beğenmedim. Yemek yerleri 16.00’da kapanmaya başlıyor, 19.00’dan sonra açık bir yer yok ve çok pahalı. Gondol turuna grup olarak alıyorlar ve 80 euro mu neydi, kişi başı 15 tutuyordu sanırım. Ben binmedim zaten hava da uygun değildi. Gondolcular da çok kaba. (Hıh!)

Çarşısı var ama labirent gibi, girişi çıkışı yukarıdaki tabelalara baka baka buluyorsunuz. Genellikle restoranlarda sabit bir menü var ve aşağı yukarı tüm restoran menüleriyle fiyatları aynı. Tabii ki service charge var fakat grup halindeyseniz anlaşabilirsiniz. Ucuz alternatif olarak pizza yenebilir (biliyorum pizzadan kusacaksınız ama yok anam başka bir şey.)

Bologna&Verona

Bologna ucuza kıyafet alışverişinin adresi, yine de abartmayın çünkü Milano da gayet ucuz. Ayrıca I Portici Hotel’in kafesini ve bitişiğineki makarnacısını bulun. Makarnacıda makarnayı yapılırken her aşamasında izleyebilirsiniz, makarna alabilirsiniz, çok çok hoş bir yer. Kafesi de çok rahat ve şık olmasına rağmen delice ucuz, bunun tersine ise çok lezzetliydi. Buyruuuenn fiyatlar gelsin:

30174781_mqxxnjgt1gcq-utot_h9qcecrqmtyt__dpouylafxyk

Verona, Juliet’in eviyle meşhur. Bence burada da pek bir numara yok. Hediyelikçisinden sevgilinize romantik hediyeler alabilirsiniz. Sevgiliniz yoksa kendinize de alabilirsiniz. Ortalamanın biraz üzerinde pahalı buradaki hediyelikçi.

Bu iki şehri de çok gezmediğim için detaylı yorum yapamayacağım, bence biraz gereksiz.

Milano

Milaaanoo… Herkesin göz bebeği. Şehir merkezi akşam saatleri kendini çok güvenli hissettirmiyor. Merkezin biraz etrafını dolaşırsanız ciddi anlamda ucuz kıyafet alabilirsiniz. Ben içi kalın yünlü şişik montu 20 euroya, hoş bir elbiseyi 3 euroya, güzel kışlık bir eteği 4 euroya aldım. Şaka gibi. Hiç vaktim yoktu daha vaktim olsa dünyayı alabilirdim çünkü euro 4 olmasına rağmen Türkiye’den ucuzdu.

Yemek olarak pahalı olacağını düşündüğümüz için McDonalds’tan hamburger yiyip geçtik. Bir hafta sonunda ilk kez karnımıza pizza ve makarnadan başka bir şey girdi.

Como Gölü

Como gölü ekstra turdu, gitmedim, fakat Almanya’ya geçerken otobüsten gördüm. BÖYLE BİR ŞEY OLAMAZ. Baya huzurun resmi, cennetin ufak bir parçasıydı, uzaktan uzaktan aşık oldum. Benim yerime de gidin görün.

Genel olarak İtalya

Huuhmmm… İtalya’ya tekrar gitmek istiyorum. Bu yazdığım her yeri ve artı küçük bir ya da iki şehri daha 7 günde gezdim. Çok hızlı ve yorucuydu fakat tam bir “ön tur” oldu. O yüzden memnunum. Bir dahakine şöyle bir güzelce Vatikan’ın, Toscana bölgesinin falan tadını çıkarta çıkarta gezmek istiyorum. Sanırım genel olarak Avrupa ülkelerinden de ucuz bir ülke, ve insanların davranışları&görüntüleri gerçekten bize çok benziyor. O yüzden zor bir yer değil. Tek sorun kimsenin İngilizce bilmemesi, ve yemekleri anlama sıkıntısı. Turda bizimle birlikte ünlü bir Türk aşçı vardı o yüzden şanslıydık, tüm yemekleri anladık, o olmasa hiçbir şey anlayacağımızı sanmıyorum.

Ekleme: İtalya’nın çoğu yerinde beleş internet var. Yine de buna güvenmeyin. Uzun kalacaksanız 10 euroya 8GB Tre’den, 20 euroya bilmemkaç (2 ya da 3) GB Vodafone turist hattından pasaportunuzla alabilirsiniz. Bence Türkiye hattınızın yurt dışı paketleriyle hiç uğraşmayın bunu yapıştırın gitsin.

Bir de İtalya’nın her yeri 2017 itibariyle aynı bizimki gibi mülteci dolmuştu. Gördüğüm 10 kişiden 8’i zenci, 1’i Türk, kalan 1’i de İtalyan’dı. Türk olmasının sebebini sömestr tatiline bağlıyorum fakat zenciler kalıcı. Tehlikeliler de. Irkçı değilim ama İtalya’daki zenciler beni çok gerdi. İlk olarak Roma’da kardeşimle birbirimize bir şeyler anlatıp gülerken bi zencinin gelip “benim fotoğrafımı çektin gördüm ve bana gülüyorsunuz” diye başlayarak anlamadığım bi İngilizce aksanla 15 dk konuşması oldu ve çok sinir bozucuydu. Açıp makinemdeki fotoğrafları göstermeme rağmen kafasını çevirip ısrarla bakmadı ve eminim ki beş altı kişi olmasaydık daha farklı davranacaktı. İkinci olay da birazdan geliyor.

İtalyadan Almanyaya geçiş

Ben Milano’dan Münih’e geçtim. Flixbustan 25 euroya aldığım bilet gerçekten hesaplıydı. Şanslıysanız yakın fiyata uçak da bulabilirsiniz fakat ben otobüsü tercih ederim.

Milano’daki merkez otobüs terminali gerçekten çok zor bir yerdeydi, benim ulaşmam çok zor oldu. Neyse ki kibar İtalyan insanları bana yardım etti, gerektiği yerde bana kendi paralarıyla bilet bile aldılar. Milano insanı çok hoş.  Neyse bir şekilde vardım. Terminalde Flixbus’ın ücretsiz wifi’ı var fakat otobüslerin orada çekiyor yalnızca. Terminal biraz tehlikeli. Ben 4 saatten fazla beklemek zorunda kaldım. “Bar” yazan tabelayı izlerseniz küçük bir kafeye ulaşıyorsunuz. Burada sandviç yiyerek karnınızı doyurabilirsiniz ve bir sürü içecek var onlardan içebilirsiniz. Yine de çok vakit yoksa bence buralarda dolaşmayın gerçekten güvenli durmuyordu bu kafe hariç.

Otobüse bindik her şey çok güzel ve rahat, zaten dört kişiyiz yayılmışız koca otobüse mis gibi. Giderken dehşet güzel yerlerden geçiyoruz, belki de rüyalarımda bile göremeyeceğim süper manzaralı dağlar, daha önce dediğim gibi Como gölü falan… İnanılmaz. Bu yüzden uçağı boşverin otobüsle gidin, zaten 6 saat sürüyor çok değil. Ben gözlerimi bir saniye yoldan ayıramadım gerçekten çok iyiydi.

Yolda İsviçre’de küçük bir autogrill tarzı yerde mola verdik. Burada bir şeyler alırken Euro verip Frank aldım ve Frank gerçekten enteresan bir para. Başta algılayamadığım için ayrı ayrı iki kez alışveriş yaptım ve ikisinde de Euro verdim, halbuki ikincisi için Frank’ım vardı. Neyse sağlık olsun hatıra duruyor şimdi. Buradan çikolata alın. Marble chocolata vardı bir tane, kalın duruyordu, denemek için yeterli diyip bir adet aldım. Zaten dükkandaki diğer şeylere göre ucuz bile sayılırdı çikolata… HAYATIMIN EN BÜYÜK HATASIYMIŞ! Dünya’nın en güzel çikolatasını kaçırmışım. Aileye, kendime almak için falan bir 20-30 euro basılırmış… Bir dahaya artık. (Bu arada 1 Euro=1 Frank olarak alışveriş yaptım fakat o sıra 1 Euro=0,98 Frank’tı.) Heh bir de, buradaki kasadaki kadın kibarlıktan çatlayacaktı. Kasada sıra bana geldi “merci merci”, parayı uzattım “merci merci”, bir şey sordum “merci”, para üstünü aldım “merci”, iyi günler diledim “merci merci”… Kadın durmadan “merci” diyordu nasıl teşekkür edeceğimi şaşırdım…

Buradan sonra Almanya sınırına giriyoruz. İşte olayın kızıştığı yer. Sınıra girdik keyifler yerinde, iki adım sonra otobüs durdu. N’oluyo diye camdan bakmaya kalmadan içeri sert Alman polisleri daldı. Bir kısmı önden bir kısmı arkadan pasaport soruyor (zaten 4 kişiyiz…). Hemen arka çaprazımda bir zenci oturuyordu, ona sordular. Pasaporta baktıktan sonra sorular sormaya başladılar, işte niye geliyorsun kime geliyorsun vs. İngilizce’si çok iyi değildi bu yüzden sorulara yarım yamalak cevap vermeye çalıştı o da olmadı. Geçtiler bu adamı. Ben de gerildim biraz. Polis yanıma geldi, aramızda hiçbir diyalog yok, pasaportumu uzattım, uzun uzun inceledi, geri verdi, ilerledi. Öndeki bir adama daha sorular sordular ve adamı indirip valizine kadar tüm eşyaları aradılar. Sonra adam geri çıktı oturdu yerine. Bizim zenciye geri geldiler. Kimliğini isteyip sorgulama yapacaklarını söylediler, kimliği alıp aşağı indiler. Sıradan bir sorgulama ve ortada bir şey yokmuş gibi duruyordu, öndeki adama daha sert davrandılar. Ben kimliği geri verecekler devam edeceğiz sanıyorum herkes gibi bekliyorum. Polisler de onlara baktığın an “ne var sende de mi bi şey var ne bakıyon” bakışı atıyorlar ve korkup önüne dönüyorsun. Neyse bekleyiş devam ediyor. Sonra polis geldi sakince zencinin başına ve dedi ki: “Sir, you’re arrested”. Ben şok. Adamı aldılar götürdüler. Biz de hiçbir şey olmamış gibi yola devam ettik. Sanırım başıma gelen en enteresan olaydı.

Münih

Münih sakinliğin, düzenli yaşamın, klasik Alman tiplerinin ve refahın şehri. Gerçekten yaşamak için çok güzel bir yer. Gerçi bu kişiden kişiye değişiyor, hareketli insanlar burayı çok sıkıcı buluyor mesela. Ben çok sevdim. Almanya’da İtalya’dan sonra gezilecek  hiçbir yer varmış gibi durmuyor, İtalya muhteşemliğinden sonra “düz”lüğü sarsıcı. Gözler alışmış her yerin şaheser olmasına, en kötü duvarlara iki üç melek kondurulmasına, Münih gayet düz… Yine de yaşam adına İtalya’dan daha refahlı olduğu için bir tık üstte olabilir.

Ben burada çok fazla Alman insan garipliğiyle karşılaştım. En garibi sokaklarda, binalarda, hatta üniversitelerin içinde bir tane, bir adet, rakamla 1 tane bile insan olmazken böyle kimsenin bulamayacağı garip yerlerde dört duvar arasına tüm insanlar doluşmuş şekilde. Anlatamadım. Mesela üniversitenin içerisinde yürüyorsunuz. Sanki okul kapalı, çünkü bomboş ve kimse yok. Sonra kahve almak için birinin şurada kahve var dediği, okulun içinde ama okuldan çok alakasız uzak bir kafeye yürüyorsunuz. Kapıya kadar her yer aynı şekilde bomboş, hatta otomattan kahve alıcam falan diye düşünüyorsunuz. Sonra kapıyı bir açıyorsunuz, tüm insanlar orada. Okulun içinde olması gereken herkes orda. Kapıya kadar hiçbir şey yokken kapıyı açınca bunu görmek insanı dumura uğratıyor. Burda hala yeterince ifade edemedim.

Diğer bir örnek de, metrodan inip yurtların içinden geçerek bir pub tarzı yere ulaşmaya çalışıyorsunuz. Metronun etrafı bomboş, sokaklar bomboş, her yer bomboş, gerçekten bir tane bile insan yok. Sonra dışarıdan ses falan duyulmayan o kapıyı bir açıyorsunuz içerisi tıklım tıklım.

Yani bu ne böyle bu nasıl olur gerçekten çok şaşırtıcı.

Münih hakkında söyleyebileceğim diğer şeyler, yemek dehşet üstü pahalı.Hoş Münih’in tamamı aşırı pahalı. O yüzden Netto gibi oranın Bim’i olan veya Rewe gibi ortalama fiyatlı marketlerden alışveriş yapıp kendi yemeğinizi kendiniz yapın. Günlük ortalama 5-10 euro tutuyor her şeyiyle yemek malzemeleri ve içecek. Dışarıda tek bir öğün 10 euro.

Ben Münih’te en çok Sendlinger Tor’da takıldım. Her sokakta ayrı bir şey bulabileceğiniz bir yer. Girişteki Tea House’a uğrayıp Mango Mix veya farklı bir çaydan koklayıp alıp denemeyi ihmal etmeyin, ben bağımlısı oldum. Onun dışında Pinakothek sanat galerileri var 3 adet, hepsi aynı yerde, her ayın son pazarı birer euro ve gezmeye değer galeriler. Diğer günler 4er euro. Bunların yakınında Burger House var öğle saati hamburger+patates+içecek menüsü 9 euro.

Burada özel olarak gidebileceğiniz veya yapabileceğiniz şeyler söylemeyeceğim, internette genel olarak yazıyor zaten. Hem ben de Almanya’ya gezme kafasıyla gitmedim. Ama şu önerimi kesinlikle dikkate almalısınız. DEUTSCHES MUSEUM’A GİDİN! Burası Dünya’nın en büyük bilim ve teknoloji müzesi. Öğrenci kartınızı gösterirseniz giriş 4 euro, öğrenci olmayanlar için 11 euro fakat grup fiyatları falan vardı araştırırsınız onu. Deutsches Museum bilim ve teknolojiyle uzaktan yakından alakası olmayan birini bile çekebilir çünkü gerçekten devasa ve harika ötesi. Şöyle anlatayım, müze 6+1 katlı, ilk gittiğimde 4 saatte yalnızca -1. katı ve 0. katı hızlı hızlı gezebildim. Ertesi gün gittiğimde 7 saat boyunca neredeyse hiç durmadan gezdim ve 0.katı hiç dolaşmadan tüm binayı ilgilenmediğim alanları atlayarak koşa koşa bitirebildim. Yetmiyor arkadaş. Her şeyin cıvkını çıkarana kadar gezecekseniz bir 4-5 gün gezmeniz lazım burayı. Kendi ilgilendiğiniz alan ve başka ilginç şeyler içinse ortalama 2 gün hızlıca gezi yeterli.

Biraz müzeden bahsedeyim. Bir çok bilim dalı için ayrıntılı alanlar mevcut. Direkt 0. kattaki maden bölümü bence çok etkileyiciydi, fakat gezmesi 1 saati buluyor hatta geçiyor baştan söyleyim çünkü bir kez girdiğinizde bir daha çıkamıyorsunuz. Onun dışında fizik/mekanik bölümü çok etkileyiciydi. Lisede kağıt üstünde öğrendiğimiz her şey ama HER ŞEY orda vardı. Mesela yan yana farklı makara sistemleri var onlarla oynayıp o makara formüllerini anlıyorsunuz. Ben lisede anlamadığım şeyi aradan 4 sene geçtikten sonra burda anladım. (Biraz da kafam fiziğe basmadığı için ama olsun). Tüm deneyler dehşet eğlenceli. Mesela şey bile var: dönen bir alana çıkıp elinize hafif dambıllardan alıyorsunuz. Dönerken kollarınızı açınca daha yavaş, kapatınca daha hızlı döndüğünüzü birebir kendi üstünüzde deneyerek öğreniyorsunuz. Bakın bu anlattığım tüm deneyler maddi olarak hiçbir şey. Yani ne olurdu her liseye akıllı tahta döşeyeceğinize şu basit sistemlerden koysaydınız? Birebir deneyerek, görerek, dokunarak anlamak gibisi var mı? Çok kızgınım kim yapmıyorsa bunları.

Müze genel olarak böyle deneyler üzerine kurulmuş. Genellikle düğmeler var onlara basınca bir şeyler oluyor. Yeni yapılan alanlar daha teknolojik ve hoştu. Ve mesela NASA’nın Alman hükümetine hediye ettiği Ay’dan  gelen bir parça toprak vardı müzede. Bu müzeye dair her şey çok güzel. Müzeye giriş çok kalabalık bile olsa içine girdikten sonra genelde yapayalnız dolaşıyorsunuz çünkü müze devasa ve kimseyle karşılaşma fırsatınız olmuyor. Hatta bazen girmemem gereken bir yere mi girdim kimse yok diye düşünüyorsunuz.

Ben bu müze hakkında daha yazdıkça yazarım o yüzden burada sonlandırıyorum. Ölmeden önce mutlaka gidin.

Berlin

Münih’ten Berlin’e giderken bir önceki gibi olacak sanıp otobüs tercih ettim. Çok yanlış bir karardı… Otobüs tıklım tıklım doluydu ve yollarda hiçbir şey yoktu. Yol da 8 saat çok uzundu ve çok sıkıcıydı. İmkanınız varsa uçakla gidin.

Berlin çok çok karışık ve kalabalık bir şehir, aynı İstanbul gibi. Çok kültürlü olduğu için Almanlar da Alman olmaktan çıkmış. Münih’te yol bomboş olsa bile kırmızıda bekleyen yayalar burda yolun ortasından, kırmızı ışıktan patır patır geçiyor. Ben ne yazık ki Berlin’de aradığımı bulamadım, hiç beğenmedim ve direkt geri döndüm. Ben hızlı şehir insanı değilim, kalabalık ve stresi sevmem. Benim için korkunçtu o yüzden.

Berlin için Berlin Katedralini çok beğendim. Berlin’de çok fazla takılmadığım için daha detaylı yorum yapamayacağım, zaten her yer tadilattaydı kışın. Fakat bana aldırmayın, seveni çok gerçekten. Burası Münih’e göre epey ucuz ve bir müzenin hediyelikçisi diğerlerinden çok daha uygun fiyatlıydı.

Genel olarak Almanya

Almanya’yı genel olarak görmediğim için genel yorum yapmak doğru olmayacaktır. Gördüğüm yerler açısından ben Münih’in huzurunu çok beğendim. Eğer yapacak işiniz yoksa ciddi sıkıcı ve durgun bir yere dönüşebilir. Yine de huzurlu ve güvenli olması benim çok önem verdiğim etmenler. Gezen insan için bu önemsiz ve saçma gözükebilir ama Türkiye’de her an hayatta kalma mücadelesi verdiğimizden bazen yalnızca güvenli olan bir yer bile etkiliyor.

 

Benden şimdilik bu kadar, herkese ciao. (Ciao İtalyanca merhaba/hoşçakal olmasına rağmen Almanlar da kapmış ve kendi auf Wiedersehenlerini falan değil ciao’ı kullanıyorlar.)

Reklamlar